18 Haziran 2016 Cumartesi

T-Ü-K-E-T-M-İ-Y-O-R-U-Z: İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

T-Ü-K-E-T-M-İ-Y-O-R-U-Z: İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay: İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay Posted on   18 Haziran 2016 by   Mobbing Bank Türk Fırtınası Önder Karaçay İstikraz // ...

İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Borç
İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
 
İstikraz kısaca borçlanmak demektir. Daha bilimsel tarif edecek olursak istikrazı;‘belli miktardaki bir satın alma gücünün belli bir süre için ve iade edilmek vaadi ile bir bedel karşılığında üretim, istihdam amaçlı gerçek kişi veya tüzel kişi kurumlarına verilmesidir.’
 
Tarifteki unsurları tek tek açıklamazsak borçlanmak nedir? Nasıl yapılmalıdır? Ne zaman gereklidir? Gerekli midir? gibi sorulara asla yanıt bulamadığımız gibi o tür her borçlanmanın sonunun bir felaket, iflas, israf ve batış olduğunu önceden göremeyiz.
 
Belli miktardaki satın alma gücü mal veya para olabilir. Buna iktisat dilinde trampa veya takas denir. Günümüzde bugün borçlanma mal yerine para kredisi şeklinde cereyan eder. Oysa takas veya trampa sistemi maliyeti daha da düşüren ve bankacılık sistemini devre dışı bırakan bir yöntemdir.
 
Satın alma gücü belirli bir müddet için verilir. Kredinin ayırıcı vasfı buradadır. Borçlanmanın sürekli olmayıp geçici bir süreyi kapsaması borcun iktisadi mahiyetini gösterir. O geçici sürede satın alma gücü borç altına girenin mülkiyetine girer ve satın alma kapasitesini artırır. Günümüzde satın alma gücünü kullanan borçlular bu gücü istediği gibi kullanır ve vade sonunda da iade etmesi gerekirken, aynı borçlanma yeni borçla sürekli yenilenerek süresiz bir borçlanmaya dönüşür. İşte en tehlikeli borçlanma şekli budur. Bunu bankaların bu hale getirdiğini ve ticari işletmeleri borca bağımlı ve sürekli sömürmek amaçlı zihniyetin bir ürünü olarak sonunda iflasla sonuçlanma sebebi budur. Son otuz beş yılda her beş veya on yılda ekonomik krizlerin sebebi borçlanmanın sağlıklı yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Buna kredinin donması, iade imkanının kalmaması veya batması denir. Ülkemizde yaygın olan süreç budur. Bu sebeple bankalar kendilerini garanti altına almak için sözleşmeyi tek taraflı güçlendirmek ve hiç zarar etmemek amaçlı ipotek teminatlı kredi vererek her ne sonuç olursa olsun sonuçta banka kazanacaktır şeklinde cereyan eder. Oysa ticari işletmelerin finans yönetimini desteklemek, yönlendirmek gibi söylemler, reklamların aslında sözde ve algı değiştirmek amaçlı olduğunu çoğu insan göremez.
 
Bir diğer unsur satın alma gücünün iade vadidir. Satın alma gücünü bir başkasına teslim edenlerinde teslim ettikleri gücü bir başkasından aldıklarını ve bir gün teslim etmeleri gerektiğinden bir itimat gerekmektedir. Kredi, mevcut malların itimada dayanılarak ilerideki mallarla mübadelesidir. Bugün bu kuralın birinci unsur olmadığını görmekteyiz. İtimat hayatın genel bir unsurudur. Çünkü tüm sosyal ve ekonomik ilişkilerimizin temelini aslında itimat oluşturur. İtimat olmazsa hayat durur. İpotek gibi teminatlarla aslında itimadın da olmadığını veya kalmadığını söylemek gerekir. Çünkü borçlandırarak esir alma, sömürme zihniyeti insanların itimatları boşa çıkaracak bir niyete sürüklemekte teslim edilen satın alma gücünü kötüye kullanan da bir o kadar artmaktadır. Toplumlarda bu sebeple büyük sıkıntılar yaşandığı da bilinmektedir.
 
Her borçlanmanın bir bedeli vardır. Bankacılık buna faiz demektedir. İşte en kritik konu budur. Ticari bir işletme bir borca girmeden önce bunun maliyet hesabını çok iyi yapmazsa hem satın alma gücünü veren ve hem de alan için sonu hüsranla bitebilir. O zaman borca girmeden önce yapması gereken şudur; bu borç karşılığında ana para ile birlikte toplam maliyetim nedir önce bunu tespit etmelidir. Aldığı satın alma gücü ile nasıl bir üretim veya ticaret yapacak, ne kadar kazanacağını da çıkarmalıdır. Her iki tutar arasında borç alan lehine bir sonuç çıkmıyorsa, başa baş sonuç çıkıyorsa o borçlanma asla yapılmamalıdır. Bankaların aslında borç alanlara vermesi gereken hizmet bu olmakla birlikte bunun yerine teminata göre borç verme zihniyeti hakim olduğu için ticari işletmenin bu konuda bilgi ve çalışmasına sonucun bağlı olması vade sonunda genelde sorun yaşanması muhtemeldir.
 
En önemli konu aslında her işletmenin borçlanmadan kendi öz kaynakları ile üretim ve ticari faaliyetlerini sürdürmesi en doğru yöntemdir.
 
Çünkü; ‘borç veren hem parasını hem dostunu, borç alanda tasarrufunu kaybeder.’
 
Bir toplum için en tehlikeli borçlanma yöntemi ticari faaliyeti olmayan gerçek kişilerin borçla hayatlarını sürdürmesidir ki; eğer o ülkede bankalar bu tür bir zihniyetle iş yaptıklarını sanıyorlarsa niyet başkadır. O niyet o toplumu borçla, tüketimle esir alarak varlıklarını ve geleceğini ele geçirmektir.
 
‘Borç yiyen kesesinden yer’ ata sözünü asla unutmamak gerekir.
 
Borç yiğit olmanın asla kamçısı değildir ve yalan bir sözdür.
 
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı


18 Mayıs 2016 Çarşamba

T-Ü-K-E-T-M-İ-Y-O-R-U-Z: Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder ...

T-Ü-K-E-T-M-İ-Y-O-R-U-Z: Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder ...: Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay Posted on   18 Mayıs 2016 by   Mobbing Bank Türk Fırtınası Önder Karaçay ...

T-Ü-K-E-T-M-İ-Y-O-R-U-Z: Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder ...

T-Ü-K-E-T-M-İ-Y-O-R-U-Z: Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder ...: Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay Posted on   18 Mayıs 2016 by   Mobbing Bank Türk Fırtınası Önder Karaçay ...

Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

48348617
Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
Klişe bir sözdür; kapitalizm gölgesini bile satamadığı ağacı keserek ağacın kendisini bile satar.
Bugün Türk Milleti kendi içinden 1950 tarihinde her mahallede bir milyoner zihniyetinin üremesi sonucu imkanlarımızı kullanarak büyük maddi imkanlara kavuşan sermaye sahiplerinin dünya para ve sömürge mafyasıyla kirli ilişkilere girerek Türk Milletini siyasetle işbirliği içinde çeşitli darbe, kriz ve reform adı altında gizli niyet ve çabalarla sırtından vurarak ihanet etmiş ve bizi hiç şaşırtmamıştır. Türk Milletinin sabrı ve dayanma gücü artık bitmiştir.
Bugün her biri ayrı ayrı Türk Milleti aleyhine olanın dolar milyarderinin para putu güçleriyle düşman niyetlerle işbirliği yapanların akıl almaz ihanetlerinin gaflet, delalet ve garabeti ile karşı karşıyayız.
“Kapitalizm israf ve iflas sistemidir.” Bunu anlayabilmek için daha fazla bedel ödemeye gerek yoktur.
Çünkü birileri sürekli kaybeder, kaybedenler halktır, birilerinin sürekli cebi dolar. Bu cebi dolanların cep doldurmalarına bir engel durum mutlaka bir hile ile reform, kriz, darbe veya başka oyunlarla devam ettirilirdi.
Kapitalizmin son iflası kendisidir. Çünkü bu sistem para putu mafyası ve kirli işler üreten eşitsizliği artıran, adaleti yok eden, çoğunluğun hakkını birkaç kendini bilmezin cebine dolduran ve haliyle sağladığı bu maddi güçle haddini aşan zihniyetleri üreten ahlak ve basiret yoksunu bir sistem olduğu için sonu gelmiştir.
Ülkemizin 1950 sonrası üretimi emperyalist niyetli kapitalistleri son yıllarda nedense U dönüşü söylemlerle kendilerini acındırmaya çalışıyorlar.
En ilginç burjuva çelişkisini dünya mafyası ile Türk Mevsimi adı altında DEAŞ terör örgütünü görüşen ve tarafımca vatana ve millete ihanetini 19 Ocak 2016 mahşer tufanı sonrası açıkladım. Mustafa Koç olup mahşer tufanından bir gün sonra hayatını Firavun sonrası son ibret adına tüm zalimlerin CANLI HELAK olduklarının ibreti anlaşılsın diye yaratan tarafından canı alındığında ibret olmuşlardı.
O güne nasıl geldiğimize bir bakacak olursak;
Cumhuriyet Gazetesinin 14 Kasım 2015 tarihli haberine göre G20 toplantısında Ali Koç diyor ki;
“Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir”
Bu ne demektir? Sorun kapital zihniyetin doymak bilmeyen kötü niyetidir. Türkiye Cumhuriyetinde kapitalistler kimlerdir? İlk akla gelenler Tüsiad üyeleridir. Bunlar sanayici olmaları için 1950’de başlayan ihanetle Atatürk devrimleri tamamlanmadan devrimi yarım bırakarak tersi devrimi gerçekleştirmek isteyen niyetlerin ürünü olup bugün ülkemizde her eşitsizliğin, haksızlığın, adaletsizliğin altından sermaye ve oyunları çıkmaktadır.
Sonrasında Turgut Özal üretimi sermaye sahipleri ve son on dört yıldaki gaflet ve delaletin doksan yıllık birikimleri yandaşlarıyla cebe indirerek ürettiği sermayedir.
Darbeler, ekonomik krizler, reform ve aklınıza gelen halkımızı kandıran her ihanetin arkasından sermaye adına Soros düşünceleri çıkması tesadüf müdür?
Burjuva kendisini eleştiriyor diye geçiştirilecek bir iş değildir.
12 Eylül 2012 tarihinde işten çıkarıldığım o günden bugüne burjuva için işler tersine dönmüştür. Çünkü burjuvanın Sabancı Holdinge bağlı bankası Akbank kendi ayaklarına kurşunu sıkmıştır. Kendileri sebepsiz ve manidar bir tarihte 12 Eylül 1980 tarihinde toplu, 12 Eylül 2012 tarihinde de teke tek darbe yaptık demenin ağır faturasını ve bedelini ödemeye başladıkları ve işin tersine döndüğü tarihtir.
Çünkü bu bankada bir bölge müdürünün 2010 – 2012 tarihleri arasında her satışı ÇAN sesleri ile kutlamasına şahit olduk.
Mahşer tufanı 13-19 Ocak 2016 tarihleri arasında yaşanmış olup bu tarih aynı zamanda Akbank’ın kuruluş günü olup ve itibarını batırdığı gün olarak tarihe geçmiştir. İbretin bir başka manası tarihlerdir. Hiçbir tarih tesadüf değildir.
Nuh tufanı gibi susuz kopacak mahşer tufanında yüzmesi için yazdığım gemi sırlı kitabım Mobbıng Bank Türk Fırtınası 29 Mayıs 2015 tarihinde Fatih Sultan Mehmet’in 29 Mayıs 1453 tarihinin yıl dönümüdür. Tesadüf müdür?
Nuh tufanı Karadeniz bir göl iken kopmuş ve o tufanla İstanbul Boğazı açılmış o tarihten bu yana bu hazine Türklere emanettir. Nuh tufanının koptuğu aynı yerde bir tufanın daha kopması ve dünyadaki tüm zalimlerin gemilerinin itibarını o susuz tufan mahşer denizi denen fitne ve fesat üretilen sosyal ağlarda yüzerek Sabancı Holdingin amiral gemisi bankası Akbank’ın itibarını kurulduğu gün mahşer tufanı koparak itibarını batırması tesadüf mü?
Kitabımı yazdığımda bir sırla yazdığı bildiğim halde kitabın 12 Eylül 2015 tarihinde çıkmasını çok arzu ettiğim halde ilahi tecelli gereği 21 Aralık 2015 tarihinde çıktı ve en uzun gecede mahşer denizi denen sosyal ağlarda yüzmeye başladı. Tufan kopan yere ve güne kadar yüzdü ve işi bitirdi. Tesadüf müdür?
Akbank’ın kitabımda çok detaylı anlattığım işten çıkarmadan ve çıkardıktan sonra yaptığı tüm kötülükleri bana yapması tesadüf müdür? 12 Eylül 2012 tarihinde bir skandala imza atarak işten çıkarmaları bile bu ilahi tecellinin bir gereği olarak kötülük görevlerini yerine getirerek kendi itibarlarını emperyalizmin amiral gemisi kapitalizmi batırmak adına itibarlarını batırdılar.
Sebepsiz ve haksız işten çıkarılmam, kariyerimi kirletmeleri, iş bulmama engel olmaları kendilerine kitapla MUHTIRA vermeme ve ilahi tecellinin faturasıyla da itibarlarını kapitalizmin bir karakolu olarak o gece batırmıştır.
12 Eylül 2012 gibi manidar bir tarihte sebepsiz işten çıkarıldığım gün aynen şunu söyledim; “davam asrın davası olacak” demiştim.
Ve sonrasında iki sorunun cevaplarını aramaya koyulduğumda iş çorap söküğü gibi devam etti.
Beni işten çıkaranlar ve iş vermeyenler kimlerdir?
İşte bu iki sorunun cevaplarını buldukça burjuva köşeye sıkışmıştır.
Kendi zulmünü eleştirmek tipolojisi yeni değildir. 19. yüzyılda da bu tür sözde vicdana gelmiş gibi davranan burjuva tipolojisine rastlamak mümkündür.
Kapitalistler zalim ve vicdansız oldukları için kapitalizm vahşileşmiştir. Aşırı kâr ve sömürü kapitalizmin mayasıdır. Kendi ürettiği pisliğinden bile para kazanmaya çalışan bir sistemin ahlakından bahsedilemez zaten. O zaman ticaret yasalarının basiretli tacir sözü de havada kalmıştır.
Akbank 16 yılda kullanamadığım izin paralarımın karşılığını ödemeye sıra gelince karar aldık, bir büyük bankayız sizin son 5 yıl harici izin paralarınızı ödemiyoruz sen ne yapmak istiyorsan yap diye egosu yüzünden işi bu noktalara getirdiler. Düşünün bu zihniyet risk yönetiyor bu ülkede.
Ali Koç ve tüm sermaye sahiplerine sormak isteriz kendinizi eleştirmek güzelde; eleştirdiğiniz konunun düzelmesi adına ne yaptınız?
İşte burjuvayı bitiren asıl soru budur.
Öyle çocuklarımın geleceğinden endişe ediyorum demekle olmuyor. Bizim çocuklarımız çocuk değil mi? Biriniz sebepsiz işten çıkarıyor, diğerlerinizin o birinizi korumak için iş vermiyorsunuz. Bu yanınıza mı kalacak sanıyorsunuz?
Sermaye=Eşitsizlik demektir zaten. Sermaye diye bir sınıf üretmek ayrımcılıktır. İşçi sınıfı demekte ayrımcılıktır. İnsanı bölmek ayrımcılıktır. İnsan dünyaya geldiği yaşadığı müddetçe ölene kadar her insan her insana karşı eşittir ve eşit haklara sahiptir.
Bunu sağlayacak Türk Devrimini gerçekleştireceğiz. Eleştirinizde zerre kadar samimiyseniz sizi bundan sonra göreceğiz.
Her mahallede bir milyoner üreteceğiz gafletinin ürünlerinin yaptığı işler gaflet, delalet, ihanetler bizi hiç şaşırtmamıştır.
Soyut kapitalizm eleştirisi yeter mi? Yetmez. Çünkü kapitalizm ve eşitsizlik soyut bir konu değildir. Somuttur ve hayatımızın çilesidir. Yaşamın her anında, çalışma hayatının her anında elle tutulan hissedilen somut bir durum kapitalizm eşitsizlik üretmiş ve üretmeye devam etmektedir.
Uzun ve yorucu çalışma saatleri, düşük ücretler, ayrımcılık, mobbing, hak arayan alın teri ile çalışanın işten atılması, iş yerinde çalışana söz hakkı tanınmaması… Ve daha sayamadığım kadar haksızlıklar konusunda konuşmak yerine ne yaptınız?
Öyle mahkemelerde adalet sağlamayan kanunlarla üç kuruşunu al otur aşağı demekle eşitlik sağlanabilir mi? Manevi kayıplarımı nasıl ödeyeceksiniz? Siz her hangi bir insanın karşısına her satın aldığınız kişi mi sandınız bizi alır ücretini susar diye mi düşündünüz?
Sizin şirk kurumlarının bir maddi değeri olabilir hatta alınır satılır şirk kurumlarınızda olabilir, buna uygun borsa ve yasal kılıflarınız da var nasıl olsa.
Yalnız her insan satılsa bile şunu iyi bilesiniz ki ömrü sır olan ve Atatürk’ün eserinin nöbetçisi olan Önder Karaçay’ı satın alamazsınız.
Kitabımda asrın davasının tutarı 1 Türk Lirasıdır demektedir. Bu ne demektir biliyor musunuz?
Madem kapitalizmden ve onun yarattığı eşitsizlikten rahatsızsınız, o zaman söyledikleriniz ve yaptıklarınız arasında uyum olacak. Sistem bu ne yapalım demekle olmuyor.
Çare bellidir. 1950’de başlayan bu ihanetin tersini yaparak Atatürk’ün yarım kalan devrimlerini tamamlayarak, sermaye sınıfının olmadığı milli üretim ekonomisi her insanın çalıştığı ve eşit paylaştığı bir ekonomiyi kuracağız.
Eleştirinizde eğer iyi niyetiniz varsa bugüne kadar kaymağını yediğiniz yeter. Gerçek çözümü konuşun.
Öyle otelde gezi eylemcilerine açık kapılar dolayısıyla sığınanlara yer açmayı kullanarak Türk Milletini kandıramazsınız. Çocuklarımın geleceğinden bende endişe ediyorum gibi kendinizi acındırarak utanç duruma düşmek sizi kurtarmaz. Paralarınızı koyacak yer bulamazken kalkıp böyle ucube söylemlere sığınmanız çok büyük bir gaflettir.
Türk Mevsimi ve dünya mafyasıyla Bildenberg toplantılarına katılarak DEAŞ terör örgütü gibi konuları batılı düşman ülke ve dünya mafyasıyla konuşmanın önce hesabını vereceksiniz.
Burjuvanın sözleri ve eylemleri arasında uçurumlar var.
Hak arayan yüzlerce metal işçisinin Koç fabrikalarından tazminatsız ve keyfi olarak atıldığı gerçeği ortada duruyor.
Bir başka otomobil fabrikası aynı eylemleri yapan hiçbir işçiyi işten atmazken Koç neden attı?
Ali Koç, Ford Türkiye’nin yönetim kurulu başkanıdır. Ford ondan sorulur. Ali Koç’un kapitalizme ve eşitsizliğe ilişkin eleştirilerinin tutarlı olması için önce Ford’a bakmanız lazım. Ali Koç Ford’da işçilerin sendika seçme özgürlüğüne neden müdahale edildiğini açıklasın.
Ford Gölcük fabrikasında bir başka sendikaya üye olduğu için işten atılan 88 işçiyi izah etsin Türk Milletine ve adalete.
Sizin özrünüz bile artık kabahatinizden büyük hale geldi.
Burjuva olarak önce eşitsizliği ve adaletsizliği kendi işletmelerinizden başlayarak minimuma indirmeye ne dersiniz? Yoksa “gerçek sorun kapitalizm” derken “bizler zavallı kapitalistler de sistem kurbanıyız” mı demek istediniz?
Biz Türk Milleti bunu yer miyiz? Siz kimi kandırıyorsunuz?
Son on dört yılda Tüpraş gibi, ağır silah sanayi gibi kıyak işleri nasıl aldığınızı siyasetle nasıl kol kola olduğunuzu ve ülkemiz ve milletimiz aleyhine nasıl faaliyetlerde bulunduğunuzu artık çok iyi biliyoruz.
Mustafa Koç cenazesinde Osmanlı sancağı ile kime nasıl kurtar bizi dediğinizi de biliyoruz.
Siz artık Türk Milletinin gözünde Türk Mevsimi ile terör ve dünya mafyasıyla gizli ve kirli işler çevirerek ihanet ettiğinizi belgeleriyle ortaya koyabiliyoruz.
Eninde sonunda bunun hesabını vereceksiniz, ve kamulaştırmalar ile Türk Milli ekonomisini kurarak eşitliği sağlayacağız.
Eşitlik siz ve sizin gibi olanların elinizi cebimizden çekmesiyle sağlanmış olacak.
Sermaye veya burjuva sınıfı ülkemiz ve milletimiz aleyhine en büyük çelişkidir.
Siyaset yetkiyi halktan alıp sermaye ile kol kola girerek vatanımız ve milletimiz aleyhinde daha fazla bu insafsız düzenin devam etmesi mümkün değildir.
Her günahın bir vebali olup o vebalin hesabının sorulacağı ve bedelinin ödeneceği bir zaman mutlaka gelecektir.
Bugün Cumhuriyet Savcılarının baskı sonucu görevlerini yapmamış olmaları kimseyi yanıltmamalıdır. Yarın işler tersine döndüğünde adaleti öldürenler daha çok adalet aramak zorunda kalacaklar. En başta da sermaye ve siyaset adalet aramak durumunda kalacaktır.
Hiçbir maddi güç iman gücünün karşısında dünya tarihinde kazanamamıştır.
İnsanlığın son ibreti sermaye zulmünün sonucu ilahi tecellinin kestiği faturayla yaşanmıştır. 19 Ocak 2016 tarihinde biten mahşer tufanı sonrası dünyadaki tüm sermaye adına zalimlerin ve işbirlikçilerinin sonunun geldiğinin ilanıdır. Bu ilahi faturanın ispatı Mustafa Koç’un hayatını bunu açıkladıktan sonra ibret adına kaybetmesidir.
Son söz;
“Türkiye Cumhuriyetinde üst akıl Türk Milletidir.” // Önder Karaçay
Dünya mafyasını kendisine üst akıl ve referans olarak görenlere bu söz tokat gibi cevaptır. Günü geldiğinde Türk Milleti bunu gerçekleştirecektir.
Önder Karaçay
Mobbıng Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı

27 Nisan 2016 Çarşamba

T-Ü-K-E-T-M-İ-Y-O-R-U-Z: Komisyonculuk Belası // Dip Dalga // Önder Karaçay...

T-Ü-K-E-T-M-İ-Y-O-R-U-Z: Komisyonculuk Belası // Dip Dalga // Önder Karaçay...: Komisyonculuk Belası // Dip Dalga // Önder Karaçay Posted on   27 Nisan 2016 by   Mobbing Bank Türk Fırtınası Önder Karaçay Kom...“Tek elin nesi var çok elin sesi var. Sesimiz çok ve etkili çıkarsa halk olarak biz daha güçlüyüz. Biz aslında ne dersek o olur. Sadece hakkımızı korumayı ve istemeyi bilmediğimiz için sömürge oluyoruz. Türklere sömürge altında yaşamak hiç yakışmamaktadır.”

Komisyonculuk Belası // Dip Dalga // Önder Karaçay

Komisyonculuk Belası // Dip Dalga // Önder Karaçay

fenikeliler-9tnfdfwn


Komisyonculuk Belası // Dip Dalga // Önder Karaçay
 
“Komisyonculuk ahlaklı ticarete bulaştırılmaması gereken ahlaksız bir rüşvet alma sistemidir.” / Önder Karaçay
 
Kanunla korunmuş olması basiretli ve ahlaklı olduğunu göstermeye yetmez. Çünkü bu kadar kolay ve emeksiz para kazanmak olamaz.
 
Komisyonculuk şu şekilde tarif edilmektedir; “Komisyonculuk, alıcı ile satıcıyı gerektiği yüz yüze bir araya veya kağıt üzerinde yasal işlem yapma yetkisiyle kağıt üzerinde bir araya getirerek alım satım sürecinin kısalıp ticari alış verişin hızlanmasını sağlayan ve bu işten belirlenen bir yüzde oranda kâr alarak ticari faaliyetlerin sürmesini sağlayan tek yönlü ticari satış kâr ortağıdır.
 
Bugün ülkemiz liberal sömürü altında komisyoncuların en çok kazandığı bir ekonomiye dönüşmüş durumdadır.
 
Para satarak faiz geliri elde eden yüksek faiz getirisinin yanında bir de her krediden komisyon almak gibi basiretli ticaretin ahlak kurallarına uymayan yöntemlerle ülkemizi sömürmekte başı çekmişlerdir.
 
Hava alanlarında banka şubeleri yine yabancı para bozduran yerli veya yabancı her insanın parasını karşılığı kadar yerine % 3’lere varan oranlarda komisyonlarla haksız kazançlar elde etmektedirler.
 
Daha sonra alışveriş merkezleri ürünlerini ithal etmiş, yerli üreticinin ürünlerini düşük fiyattan alıp yüksek fiyatla satarak hem yerli üreticinin para kazanması engellenmiş, hem de tüketici konumundaki Türk Milleti sömürülmüş kazanan aradaki bu komisyoncular olmuştur.
 
Çok sayıda şube ağları bulunan gıda marketlerinin yaptıkları bir başka rezalettir. Yerli üreticiden malını alıp satıyor, ikinci, üçüncü parti malı da alıp satıyor sürekli mal istiyor, ödemeye gelince birinci parti malın parasını ödemiyor. Çek yok, müdür yok, bugün ödeme günü değil gibi hilelerle yerli üreticiyi mağdur ederek haksız kazanç elde etmektedirler. Hem düşük fiyattan alıp yüksek fiyatla satıp para kazanmanın yanında çoğu insanımızın farkında olmadığı sattığı ürünlerin parasını ödemeyerek bankada yatırım fonu ve repo yaparak gecelik kazançlar elde etmektedir. Bu kurumların bilançolarına baktığınızda çoğunda faaliyet dışı gelirler faaliyet gelirlerinden daha fazla olduğu dikkat çeker.
 
Sömürge olmamış sosyal hukuk devletinde yabancı kurumlara halkını bu şekilde soydurması mümkün değildir.
 
Maliyenin bu konuda harekete geçmesi ve son on dört yılın faaliyet gösteren tüm büyük ağı olan marketlerin tamamını incelemeye alması TBMM’de bunu yasaklayacak, üreticiyi koruyacak tedbirler alması gerekir.
 
Son on dört yılın liberal sömürü adına inşaat+banka ayaklı komisyonculuk adına vurgunlardan belki de en dikkat çekici olanı yabancı marka emlak ve komisyoncularıdır.
 
Bankalar bu sömürüye hizmet adına yerli esnafla çalışmak yerine yabancı marka emlak ve komisyoncularla çalışarak işbirliği yapmışlardır.
 
Devleti yönetenler yabancıya toprak satışı rezaletinden sonra yabancıların komisyonla emlak satarak ve yüksek bedellerle halkımızın sömürülmesine sözde profesyonellik adına göz yummuşlardır.
 
Milli yönetimle tüm yabancı emlak komisyoncularının faaliyetleri yasaklanmalıdır.
 
Meyve ve sebze komisyoncuları da aynı şekilde üreticiden düşük fiyatla gidip kendileri alıp yüksek fiyatla satarak çok büyük paralar kazanmaktadırlar. Bu işi belediyeler her bölgede kendileri üreticiden malı en uygun fiyatla getirip en uygun fiyatla halka satmalıdırlar. Alış veriş merkezi gibi yüksek fiyat furyasının elinden halkımızı ancak böyle kurtarabiliriz.
 
Oto alım satım ve benzeri diğer her ürünün satışı devlet tarafından çok sıkı takip edilmeli ve tüketici korunmalıdır. Liberal sömürü sermaye adına sermayeyi korumaktan devleti yönetenler vazgeçmeleri gerekir.
 
Yetkiyi halktan alıp sermaye ile kol kola girerek halkın üzerinden hesap yapma hakkı ne siyasetin ne de sermayenin hakkıdır.
 
Devletin ilgili kurumları bunu adaletle ve evrensel hukuka uygun yapmalı ve çok sıkı denetim altına alarak Türk Milletinin sömürülmesinin önüne geçilmelidir.
 
Radyo ve televizyonların halkın ihtiyacı olmayan ürünleri reklamla abartarak satmaları da yasaklanmalıdır.
 
Bilgi komisyonculuğu var ki çoğu insan nasıl yapıldığının ve bu ağa nasıl düştüğünün veya düşürüldüğünün farkına bile varmamaktadır.
 
Şimdi bilgi komisyonculuğu nedir? Bunu çok farklı bir eleştiri tarzıyla anlatmak istiyorum;
 
Bilgi Komisyonculuğu
 
Bu komisyonculuk beni hep rahatsız etmiştir,
Ne demek komisyon?
Şu işi yaparım yalnız şu kadar komisyonu var,
Yani işin ücreti ayrı birde rüşveti var demek,
Bunu ben de yaparım diyorum, komisyon neden ödüyorum?
Bize yaptırmak mecburiyeti var dediğinde,
Rüşvetin işte böyle ispatı var.
 
Birde komisyonlar var toplanan,
Her konuda kimden ne komisyon alınacak,
O kararı veriyorlar,
Genelde de toplumun geneli nasıl öder,
Onun üzerinde çalışıyorlar,
Oysa toplum bunları o komisyona göndermişti,
Demek ki iyi çalışıyorlar.
 
İyi de bilgi komisyonu diye başlık atıp bize anlatıyorsun?
Bilgi komisyonu ne? Ona gel,
Hani rahmetli Uğur Mumcu demişti ya;
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak lazım diye,
İşte bilgi komisyonculuğu budur.
 
Bunun bir diğer adı da bilgi kirliliği komisyonculuğudur,
Bunun faturası diğerlerinden daha ağırdır,
Çünkü fatura sonra çıkar,
Diğerlerinde anında ne ödediğinizi bilirsiniz,
Bu biraz toplum mühendisliği gerektirir.
 
Genelde de medya terörü tarafından yapılır,
Şer yazıcıları kalem silahşör olarak kullanılır.
 
Düşünceyi eylemden ayırmak,
Somut varlıklar üzerinden doğru düşünceye, bilgiye ulaşmak,
Çok daha tutarlı ve gerçekçi olduğu halde,
Bu şer odakları yerine topluma faydalı olduğu için,
Tercih edilmeme sebebini sanırım yazmama bile gerek yok!
 
O zaman çare ne? Çözümün ne diye sorduğunu duyar gibiyim,
Aslında düşünceyi eylemden ayırmamak gerekir der gibiyim,
Bu kavrayışa duçar olmuş bir er gibiyim,
Bıçak kemiğe dayanmadan, ete kemiğe bürünmüş gibiyim.
 
Anladın sen aslında ne demek istediğimi,
Senin anladığını da duyar gibiyim.
 
En iyisi direk söyleyeyim, bu dertten birlikte kurtulalım,
Düşünceyi eylemden ayırmak istiyorlar bu bilgi komisyoncuları,
Bilgi ve eylemin bir arada anlaşılır olmasını,
Toplumu harekete geçerek, doğruya ulaşmasını önlemek için,
Daha size ne diyeyim!
 
Bir bilgi çatışmasında kaç fikir faili meçhule,
Kurban giderek öldürülüyor siz düşünün artık.
 
Son söz; “Tek elin nesi var çok elin sesi var. Sesimiz çok ve etkili çıkarsa halk olarak biz daha güçlüyüz. Biz aslında ne dersek o olur. Sadece hakkımızı korumayı ve istemeyi bilmediğimiz için sömürge oluyoruz. Türklere sömürge altında yaşamak hiç yakışmamaktadır.”
 
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı