Banka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Banka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2016 Cumartesi

İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Borç
İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
 
İstikraz kısaca borçlanmak demektir. Daha bilimsel tarif edecek olursak istikrazı;‘belli miktardaki bir satın alma gücünün belli bir süre için ve iade edilmek vaadi ile bir bedel karşılığında üretim, istihdam amaçlı gerçek kişi veya tüzel kişi kurumlarına verilmesidir.’
 
Tarifteki unsurları tek tek açıklamazsak borçlanmak nedir? Nasıl yapılmalıdır? Ne zaman gereklidir? Gerekli midir? gibi sorulara asla yanıt bulamadığımız gibi o tür her borçlanmanın sonunun bir felaket, iflas, israf ve batış olduğunu önceden göremeyiz.
 
Belli miktardaki satın alma gücü mal veya para olabilir. Buna iktisat dilinde trampa veya takas denir. Günümüzde bugün borçlanma mal yerine para kredisi şeklinde cereyan eder. Oysa takas veya trampa sistemi maliyeti daha da düşüren ve bankacılık sistemini devre dışı bırakan bir yöntemdir.
 
Satın alma gücü belirli bir müddet için verilir. Kredinin ayırıcı vasfı buradadır. Borçlanmanın sürekli olmayıp geçici bir süreyi kapsaması borcun iktisadi mahiyetini gösterir. O geçici sürede satın alma gücü borç altına girenin mülkiyetine girer ve satın alma kapasitesini artırır. Günümüzde satın alma gücünü kullanan borçlular bu gücü istediği gibi kullanır ve vade sonunda da iade etmesi gerekirken, aynı borçlanma yeni borçla sürekli yenilenerek süresiz bir borçlanmaya dönüşür. İşte en tehlikeli borçlanma şekli budur. Bunu bankaların bu hale getirdiğini ve ticari işletmeleri borca bağımlı ve sürekli sömürmek amaçlı zihniyetin bir ürünü olarak sonunda iflasla sonuçlanma sebebi budur. Son otuz beş yılda her beş veya on yılda ekonomik krizlerin sebebi borçlanmanın sağlıklı yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Buna kredinin donması, iade imkanının kalmaması veya batması denir. Ülkemizde yaygın olan süreç budur. Bu sebeple bankalar kendilerini garanti altına almak için sözleşmeyi tek taraflı güçlendirmek ve hiç zarar etmemek amaçlı ipotek teminatlı kredi vererek her ne sonuç olursa olsun sonuçta banka kazanacaktır şeklinde cereyan eder. Oysa ticari işletmelerin finans yönetimini desteklemek, yönlendirmek gibi söylemler, reklamların aslında sözde ve algı değiştirmek amaçlı olduğunu çoğu insan göremez.
 
Bir diğer unsur satın alma gücünün iade vadidir. Satın alma gücünü bir başkasına teslim edenlerinde teslim ettikleri gücü bir başkasından aldıklarını ve bir gün teslim etmeleri gerektiğinden bir itimat gerekmektedir. Kredi, mevcut malların itimada dayanılarak ilerideki mallarla mübadelesidir. Bugün bu kuralın birinci unsur olmadığını görmekteyiz. İtimat hayatın genel bir unsurudur. Çünkü tüm sosyal ve ekonomik ilişkilerimizin temelini aslında itimat oluşturur. İtimat olmazsa hayat durur. İpotek gibi teminatlarla aslında itimadın da olmadığını veya kalmadığını söylemek gerekir. Çünkü borçlandırarak esir alma, sömürme zihniyeti insanların itimatları boşa çıkaracak bir niyete sürüklemekte teslim edilen satın alma gücünü kötüye kullanan da bir o kadar artmaktadır. Toplumlarda bu sebeple büyük sıkıntılar yaşandığı da bilinmektedir.
 
Her borçlanmanın bir bedeli vardır. Bankacılık buna faiz demektedir. İşte en kritik konu budur. Ticari bir işletme bir borca girmeden önce bunun maliyet hesabını çok iyi yapmazsa hem satın alma gücünü veren ve hem de alan için sonu hüsranla bitebilir. O zaman borca girmeden önce yapması gereken şudur; bu borç karşılığında ana para ile birlikte toplam maliyetim nedir önce bunu tespit etmelidir. Aldığı satın alma gücü ile nasıl bir üretim veya ticaret yapacak, ne kadar kazanacağını da çıkarmalıdır. Her iki tutar arasında borç alan lehine bir sonuç çıkmıyorsa, başa baş sonuç çıkıyorsa o borçlanma asla yapılmamalıdır. Bankaların aslında borç alanlara vermesi gereken hizmet bu olmakla birlikte bunun yerine teminata göre borç verme zihniyeti hakim olduğu için ticari işletmenin bu konuda bilgi ve çalışmasına sonucun bağlı olması vade sonunda genelde sorun yaşanması muhtemeldir.
 
En önemli konu aslında her işletmenin borçlanmadan kendi öz kaynakları ile üretim ve ticari faaliyetlerini sürdürmesi en doğru yöntemdir.
 
Çünkü; ‘borç veren hem parasını hem dostunu, borç alanda tasarrufunu kaybeder.’
 
Bir toplum için en tehlikeli borçlanma yöntemi ticari faaliyeti olmayan gerçek kişilerin borçla hayatlarını sürdürmesidir ki; eğer o ülkede bankalar bu tür bir zihniyetle iş yaptıklarını sanıyorlarsa niyet başkadır. O niyet o toplumu borçla, tüketimle esir alarak varlıklarını ve geleceğini ele geçirmektir.
 
‘Borç yiyen kesesinden yer’ ata sözünü asla unutmamak gerekir.
 
Borç yiğit olmanın asla kamçısı değildir ve yalan bir sözdür.
 
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı


27 Nisan 2016 Çarşamba

Komisyonculuk Belası // Dip Dalga // Önder Karaçay

Komisyonculuk Belası // Dip Dalga // Önder Karaçay

fenikeliler-9tnfdfwn


Komisyonculuk Belası // Dip Dalga // Önder Karaçay
 
“Komisyonculuk ahlaklı ticarete bulaştırılmaması gereken ahlaksız bir rüşvet alma sistemidir.” / Önder Karaçay
 
Kanunla korunmuş olması basiretli ve ahlaklı olduğunu göstermeye yetmez. Çünkü bu kadar kolay ve emeksiz para kazanmak olamaz.
 
Komisyonculuk şu şekilde tarif edilmektedir; “Komisyonculuk, alıcı ile satıcıyı gerektiği yüz yüze bir araya veya kağıt üzerinde yasal işlem yapma yetkisiyle kağıt üzerinde bir araya getirerek alım satım sürecinin kısalıp ticari alış verişin hızlanmasını sağlayan ve bu işten belirlenen bir yüzde oranda kâr alarak ticari faaliyetlerin sürmesini sağlayan tek yönlü ticari satış kâr ortağıdır.
 
Bugün ülkemiz liberal sömürü altında komisyoncuların en çok kazandığı bir ekonomiye dönüşmüş durumdadır.
 
Para satarak faiz geliri elde eden yüksek faiz getirisinin yanında bir de her krediden komisyon almak gibi basiretli ticaretin ahlak kurallarına uymayan yöntemlerle ülkemizi sömürmekte başı çekmişlerdir.
 
Hava alanlarında banka şubeleri yine yabancı para bozduran yerli veya yabancı her insanın parasını karşılığı kadar yerine % 3’lere varan oranlarda komisyonlarla haksız kazançlar elde etmektedirler.
 
Daha sonra alışveriş merkezleri ürünlerini ithal etmiş, yerli üreticinin ürünlerini düşük fiyattan alıp yüksek fiyatla satarak hem yerli üreticinin para kazanması engellenmiş, hem de tüketici konumundaki Türk Milleti sömürülmüş kazanan aradaki bu komisyoncular olmuştur.
 
Çok sayıda şube ağları bulunan gıda marketlerinin yaptıkları bir başka rezalettir. Yerli üreticiden malını alıp satıyor, ikinci, üçüncü parti malı da alıp satıyor sürekli mal istiyor, ödemeye gelince birinci parti malın parasını ödemiyor. Çek yok, müdür yok, bugün ödeme günü değil gibi hilelerle yerli üreticiyi mağdur ederek haksız kazanç elde etmektedirler. Hem düşük fiyattan alıp yüksek fiyatla satıp para kazanmanın yanında çoğu insanımızın farkında olmadığı sattığı ürünlerin parasını ödemeyerek bankada yatırım fonu ve repo yaparak gecelik kazançlar elde etmektedir. Bu kurumların bilançolarına baktığınızda çoğunda faaliyet dışı gelirler faaliyet gelirlerinden daha fazla olduğu dikkat çeker.
 
Sömürge olmamış sosyal hukuk devletinde yabancı kurumlara halkını bu şekilde soydurması mümkün değildir.
 
Maliyenin bu konuda harekete geçmesi ve son on dört yılın faaliyet gösteren tüm büyük ağı olan marketlerin tamamını incelemeye alması TBMM’de bunu yasaklayacak, üreticiyi koruyacak tedbirler alması gerekir.
 
Son on dört yılın liberal sömürü adına inşaat+banka ayaklı komisyonculuk adına vurgunlardan belki de en dikkat çekici olanı yabancı marka emlak ve komisyoncularıdır.
 
Bankalar bu sömürüye hizmet adına yerli esnafla çalışmak yerine yabancı marka emlak ve komisyoncularla çalışarak işbirliği yapmışlardır.
 
Devleti yönetenler yabancıya toprak satışı rezaletinden sonra yabancıların komisyonla emlak satarak ve yüksek bedellerle halkımızın sömürülmesine sözde profesyonellik adına göz yummuşlardır.
 
Milli yönetimle tüm yabancı emlak komisyoncularının faaliyetleri yasaklanmalıdır.
 
Meyve ve sebze komisyoncuları da aynı şekilde üreticiden düşük fiyatla gidip kendileri alıp yüksek fiyatla satarak çok büyük paralar kazanmaktadırlar. Bu işi belediyeler her bölgede kendileri üreticiden malı en uygun fiyatla getirip en uygun fiyatla halka satmalıdırlar. Alış veriş merkezi gibi yüksek fiyat furyasının elinden halkımızı ancak böyle kurtarabiliriz.
 
Oto alım satım ve benzeri diğer her ürünün satışı devlet tarafından çok sıkı takip edilmeli ve tüketici korunmalıdır. Liberal sömürü sermaye adına sermayeyi korumaktan devleti yönetenler vazgeçmeleri gerekir.
 
Yetkiyi halktan alıp sermaye ile kol kola girerek halkın üzerinden hesap yapma hakkı ne siyasetin ne de sermayenin hakkıdır.
 
Devletin ilgili kurumları bunu adaletle ve evrensel hukuka uygun yapmalı ve çok sıkı denetim altına alarak Türk Milletinin sömürülmesinin önüne geçilmelidir.
 
Radyo ve televizyonların halkın ihtiyacı olmayan ürünleri reklamla abartarak satmaları da yasaklanmalıdır.
 
Bilgi komisyonculuğu var ki çoğu insan nasıl yapıldığının ve bu ağa nasıl düştüğünün veya düşürüldüğünün farkına bile varmamaktadır.
 
Şimdi bilgi komisyonculuğu nedir? Bunu çok farklı bir eleştiri tarzıyla anlatmak istiyorum;
 
Bilgi Komisyonculuğu
 
Bu komisyonculuk beni hep rahatsız etmiştir,
Ne demek komisyon?
Şu işi yaparım yalnız şu kadar komisyonu var,
Yani işin ücreti ayrı birde rüşveti var demek,
Bunu ben de yaparım diyorum, komisyon neden ödüyorum?
Bize yaptırmak mecburiyeti var dediğinde,
Rüşvetin işte böyle ispatı var.
 
Birde komisyonlar var toplanan,
Her konuda kimden ne komisyon alınacak,
O kararı veriyorlar,
Genelde de toplumun geneli nasıl öder,
Onun üzerinde çalışıyorlar,
Oysa toplum bunları o komisyona göndermişti,
Demek ki iyi çalışıyorlar.
 
İyi de bilgi komisyonu diye başlık atıp bize anlatıyorsun?
Bilgi komisyonu ne? Ona gel,
Hani rahmetli Uğur Mumcu demişti ya;
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak lazım diye,
İşte bilgi komisyonculuğu budur.
 
Bunun bir diğer adı da bilgi kirliliği komisyonculuğudur,
Bunun faturası diğerlerinden daha ağırdır,
Çünkü fatura sonra çıkar,
Diğerlerinde anında ne ödediğinizi bilirsiniz,
Bu biraz toplum mühendisliği gerektirir.
 
Genelde de medya terörü tarafından yapılır,
Şer yazıcıları kalem silahşör olarak kullanılır.
 
Düşünceyi eylemden ayırmak,
Somut varlıklar üzerinden doğru düşünceye, bilgiye ulaşmak,
Çok daha tutarlı ve gerçekçi olduğu halde,
Bu şer odakları yerine topluma faydalı olduğu için,
Tercih edilmeme sebebini sanırım yazmama bile gerek yok!
 
O zaman çare ne? Çözümün ne diye sorduğunu duyar gibiyim,
Aslında düşünceyi eylemden ayırmamak gerekir der gibiyim,
Bu kavrayışa duçar olmuş bir er gibiyim,
Bıçak kemiğe dayanmadan, ete kemiğe bürünmüş gibiyim.
 
Anladın sen aslında ne demek istediğimi,
Senin anladığını da duyar gibiyim.
 
En iyisi direk söyleyeyim, bu dertten birlikte kurtulalım,
Düşünceyi eylemden ayırmak istiyorlar bu bilgi komisyoncuları,
Bilgi ve eylemin bir arada anlaşılır olmasını,
Toplumu harekete geçerek, doğruya ulaşmasını önlemek için,
Daha size ne diyeyim!
 
Bir bilgi çatışmasında kaç fikir faili meçhule,
Kurban giderek öldürülüyor siz düşünün artık.
 
Son söz; “Tek elin nesi var çok elin sesi var. Sesimiz çok ve etkili çıkarsa halk olarak biz daha güçlüyüz. Biz aslında ne dersek o olur. Sadece hakkımızı korumayı ve istemeyi bilmediğimiz için sömürge oluyoruz. Türklere sömürge altında yaşamak hiç yakışmamaktadır.”
 
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı